24 Mayıs 2026: Siyasetin Değil, Hafızaların Sınandığı Gün
Güne Bakış HABER
Siyaseti yıllardır takip eden bir gazeteci olarak birçok kırılma anına, sert tartışmaya, parti içi mücadelelere ve siyasi hesaplaşmalara tanıklık ettim. Ancak bazı görüntüler vardır ki; hangi görüşten olursanız olun insanın zihninde kolay silinmeyecek izler bırakır. 24 Mayıs 2026’da yaşananlar da tam olarak böyle bir gündü.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde yaşanan görüntüler; polis müdahalesi, kırılan kapılar, kurulan barikatlar, biber gazı ve tansiyonu giderek yükselen bir siyasi atmosfer…
Üstelik söz konusu olan; bu ülkenin siyasi tarihine damga vurmuş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş bir siyasi partiydi.
Burada açık konuşmak gerekir; ben bir partili değilim. Herhangi bir siyasi yapının savunuculuğunu da yapmıyorum. Gazetecilik mesleğinin gereği olarak olaylara mesafeli bakmayı, tarafların sesini duymayı ve kamuoyuna gördüğümü aktarmayı önemsiyorum. Çünkü bugün bir isim vardır, yarın başka bir isim gelir. Bu; Özgür Özel olur, Kemal Kılıçdaroğlu olur ya da bambaşka biri… İsimler değişir. Ancak kurumların hafızası, siyasi gelenek ve toplumsal algı kolay kolay değişmez.
Tam da bu nedenle yaşananlara yalnızca bir “isim yarışı” ya da “liderlik mücadelesi” olarak bakmanın eksik olacağını düşünüyorum.
Bir tarafta mevcut Genel Başkan Özgür Özel ve beraberindeki isimlerin, partinin iradesine sahip çıkma adına yürüttüğü bir mücadele vardı. Diğer tarafta ise yıllarca partinin en üst makamında bulunmuş, örgütten gelen ve 38. kurultayın iptali için hukuki mücadele yürüten Kemal Kılıçdaroğlu cephesinin farklı bir haklılık iddiası…
Elbette siyasette mücadele olur. Görüş ayrılıkları olur. Sert tartışmalar da olur. Bunlar demokratik zeminin bir parçasıdır.
Ancak meselenin gelip bir siyasi partinin genel merkezinde polis müdahalesine, kapıların kırıldığı görüntülere, biber gazına ve aynı siyasi gelenekten insanların birbirine karşı saf tuttuğu bir tabloya dönüşmesi; dışarıdan izleyen birçok insan gibi beni de düşündürdü.
Gün içerisinde birçok CHP’liyle sohbet ettim. Herkes kendi cephesinden haklıydı. Herkesin anlatacak bir kırgınlığı, bir öfkesi, bir gerekçesi vardı.
Kimi ilçe içinde dışlandığını düşünüyor, kimi il yönetiminde kendisine yer verilmediğini söylüyor, kimi genel merkezin yönetim biçiminden rahatsız olduğunu ifade ediyor, kimi ise mevcut yönetimi korumayı bir sorumluluk olarak görüyor…
Konuşmaların satır aralarında hissedilen duygu ise ortak bir soruyu beraberinde getiriyordu:
Gerçek mücadele ne için veriliyor?
Bir fikri yaşatmak için mi?
Bir siyasi geleneği korumak için mi?
Yoksa zaman zaman beklentilerin, kırgınlıkların ve güç dengelerinin gölgesinde büyüyen başka bir hesaplaşmanın içinden mi geçiliyor?
Belki dışarıdan bakınca bazı şeyler eksik görünüyordur. Belki içeride çok daha farklı hikâyeler vardır. Buna da saygı duymak gerekir. Ancak kamuoyuna yansıyan görüntüler, ister istemez başka soruları da beraberinde getiriyor.
Çünkü siyaset yalnızca kazanmak değil; nasıl mücadele verdiğinizle, neyi temsil ettiğinizle ve hangi değerlere sahip çıktığınızla da ilgilidir.
24 Mayıs 2026, belki de Türkiye siyasi tarihine uzun süre konuşulacak bir gün olarak not düşüldü.
Yağmura rağmen yürüyen bir genel başkan…
Yükselen tansiyon…
Genel merkeze yapılan sert müdahale…
Birbirine karşı saf tutmuş insanlar…
Ve dışarıdan izleyen milyonların zihnindeki aynı soru:
Kazanan kim oldu?
Bugün buna net bir cevap vermek kolay değil.
Ama bir gazeteci olarak şunu söyleyebilirim; hangi siyasi görüşten olursanız olun mesele yalnızca isimler olmamalı. Çünkü siyaset gelir geçer, makamlar değişir, liderler değişir…
Geriye ise yalnızca kurumların hafızası, savunduğunuz değerler ve bıraktığınız duruş kalır.