Bugun...


SUNA ANAÇ

facebook-paylas
SAAT 03.02… O GECE HÂLÂ İÇİMİZDE
Tarih: 17-08-2026 15:49:00 Güncelleme: 17-08-2026 15:49:00


SAAT 03.02… O GECE HÂLÂ İÇİMİZDE

Güne Bakış HABER

 

Köşe Yazısı | Suna Anaç

 

Takvimler her 17 Ağustos’u gösterdiğinde gözüm ister istemez saate takılıyor.

 

03.02…

 

Sadece dört rakam. Ama bu ülkede milyonlarca insan için bir saatten çok daha fazlası.

 

17 Ağustos 1999 gecesi saat 03.02’de hayat, bir anda başka bir yere savruldu. İnsanlar uykularından büyük bir gürültüyle uyandı. Evler yıkıldı, sokaklar karanlığa gömüldü, sesler enkazların altında kaldı. Kimi annesini, kimi babasını, kimi evladını, kimi eşini kaybetti. Bazı ailelerden geriye yalnızca bir isim, bir fotoğraf ve hiç dinmeyen bir özlem kaldı.

 

Aradan 27 yıl geçti.

 

Ama bazı acıların üzerinden yıllar geçmez.

 

İnsan yalnızca o acıyla yaşamayı öğrenir.

 

Devlet kayıtlarına ve TBMM’de yer alan resmî verilere göre 17 Ağustos Marmara Depremi’nde 17 bin 480 kişi yaşamını yitirdi, 43 bin 953 kişi yaralandı, 505 kişi kalıcı olarak sakat kaldı. 285 bin 211 konut ve 42 bin 902 iş yeri hasar gördü. (Türkiye Büyük Millet Meclisi⁠)

 

AFAD kayıtlarında depremin saat 03.02’de, merkez üssü Gölcük olmak üzere meydana geldiği ve yaklaşık 45 saniye sürdüğü belirtiliyor. (Sakarya AFAD⁠)

 

45 saniye…

 

Okurken ne kadar kısa geliyor.

 

Oysa o 45 saniye, binlerce insanın hayatını ikiye ayırmaya yetti: Depremden önce ve depremden sonra…

 

Bugün rakamları yazıyoruz. 17 bin 480 diyoruz. 43 bin 953 diyoruz. Ama her rakamın ardında yarım kalan bir hayat olduğunu unutmamak gerekiyor.

 

Bir annenin bir daha sarılamadığı evladı…

 

Bir çocuğun kapıdan bir daha girmeyen annesi, babası…

 

Birlikte yaşlanma hayali kurduğu eşini kaybeden insanlar…

 

Bir gecede evsiz, yurtsuz, ailesiz kalanlar…

 

İşte bu yüzden 17 Ağustos’u yalnızca bir deprem bilançosuyla anlatmak mümkün değil. Çünkü acının rakamı olmaz, tarifi de olmaz.

 

O geceden sonra hayat devam etti. Etmek zorundaydı.

 

Sonra başka acılar gördük. Seller, yangınlar, yeni depremler yaşadık. Koronavirüs salgını geldi; yalnız ülkemizi değil, bütün dünyayı durdurdu. İnsanlarımızı kaybettik, ekonomik ve sosyal olarak ağır bedeller ödedik. Tam yaralarımızı sarıyoruz derken başka bir felaketin haberiyle uyandığımız günler oldu.

 

Bazen insan, “Daha ne kadar?” diye sormadan edemiyor.

 

Ama bütün bunların içerisinde değişmeyen bir şey var:

 

Yaşama tutunmak.

 

Kaybettiklerimizi unutmadan, onların anılarını yanımızda taşıyarak yeniden ayağa kalkmak…

 

Çünkü hayat bütün acımasızlığına rağmen devam ediyor. Biz de devam etmek zorundayız. Daha güzel günlere inanarak, birbirimize sarılarak, dayanışmayı büyüterek ve geçmişte yaşananlardan ders çıkararak…

 

17 Ağustos bize yalnızca ölümü ve yıkımı hatırlatmamalı. Aynı zamanda unutmamanın, önlem almanın ve insan hayatını her şeyin üzerinde tutmanın sorumluluğunu da hatırlatmalı.

 

Saat 03.02 olduğunda belki yine içimiz ürperecek.

 

Belki o gecenin görüntüleri yeniden gözümüzün önüne gelecek.

 

Belki hiç tanımadığımız insanların ardından bile boğazımız düğümlenecek.

 

Çünkü bazı acılar kişisel değildir; bir ülkenin ortak hafızasına kazınır.

 

17 Ağustos da bizim ortak acımızdır.

 

27 yıl geçti…

 

Ama unutmadık.

 

Unutmayacağız.

 

O gece yarım kalan hayatları, enkaz başında sevdiklerini bekleyenleri, bir ses duyabilmek için sessizliğe kulak verenleri ve bir daha evine dönemeyen binlerce insanımızı unutmayacağız.

 

Saat 03.02…

 

Bir saat değil artık.

 

Bir hafıza.

 

Bir yara.

 

Ve bize bırakılmış çok büyük bir sorumluluk.

 

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde kaybettiğimiz bütün canlarımızı saygı, rahmet ve özlemle anıyorum.

 

Suna Anaç

Güne Bakış HABER





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI