Her sabah uyanır uyanmaz “Sağlığım, mütevazi hayatım ve dostlarım için şükrederim. Önce ormanda yürür bir süre de koşarım. Sonra da bahçede, bostanda çalışırım. Daha sonra da kitap çalışmaları…
Yaşam bana, mutluluğun doğal, sade ve basit bir hayatla mümkün olduğunu öğretti.
Şöhretin, fiziksel güzelliğin ve paranın esiri olan insanları tanıdım. Mutsuzluğun zirvesindelerdi. Onları yanıltan kafalarında devamlı dönen “Daha çoğuna sahip olursan daha mutlu olursun.” adlı iç sesleriydi. Bu bir yanılsamaydı. Bu insanlar geceleri uyku uyuyamıyorlardı. Ne kendileri ne de sevdikleri mutluydu.
Sağlıkları pahasına ihtiyaçlarının çok üzerinde her şeye sahip olmaya çalışıyorlardı. Zihinleri yorgun, bitkin ve tükenmişti. Hırs gözlerini kan çanağına çevirmişti. Kazandıklarını zannettikleri aslında kaybettiklerinin yanında bir hiçti. Çünkü harcadıkları hayatlarıydı. Tüm sahip olduklarını verseler yaşamlarına bir gün dahi ekleyemeyeceklerinin farkında değillerdi.
*
Sevgili okurum bütün dünya mutluluğu arıyor. Ama az sayıda insan mutluluğun nerede olduğunu keşfetti. Mutluluk karmaşadan, kötülükten, kin ve nefretten uzak doğal bir hayatta gizli. Mutlu olmak için barınma, giyinme, yeme-içme gibi ihtiyaçlarının dışında milyonlara ihtiyaç yoktu. Bir gün herkes bunu anlayacak. Ancak önemli olan bu keşfi zamanında yapabilmek.
Sevgili okurum zihin asla karmaşadan hoşlanmaz. Mutlu olmak için bir tabak çorba, bir dilim ekmek, birkaç kuş sesi, bir de balkonlarınızdan sarkan sardunyalar yeterli… Tek yapmanız gereken farkındalıkla doğruyu aramaktır.