beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...



Pendik'te Ahilik Haftası kutlandı

Pendik Kaymakamlığı tarafından organize edilen "Ahilik Kültürü Haftası Kutlama Programı" 14 Ekim 2022 Cuma Günü Pendik Atatürk Kültür Merkezi'nde yapıldı.

facebook-paylas
Güncelleme: 14-10-2022 12:26:33 Tarih: 14-10-2022 11:50

Pendik'te Ahilik Haftası kutlandı

Program Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Günün Anlam ve Öneminin Belirten Konuşması ardından, Sinevizyon Gösterisi ve  Usta Öğrencilere Ahilik Berati Verilmesi töreni yapıldı. Ahilik Beratı Törenini AHISIAD Başkanı İbrahim Çam yönetti.

 

Protokolün Berat verilenlerle toplu fotoğraf çekilmesi ardından, ahilik ile ilgili Şiir dinletisi yapıldı.  Şed Kuşanma Töreninin ardından Pendik'in değerli okullarından Marmara Üniversitesi Abdülkadir Meragi Güzel Sanatlar Lisesi  Müzik Dinletisi gerçekleştirildi ve program sona erdi.

 

AHİLİK KÜLTÜRÜ HAFTASI (8-12 EKİM) KUTLU OLSUN

AHİLİK

 "Ahi" kelimesi Arapça "kardeşim" manasına gelmektedir ayrıca "yiğitlik", "kahramanlık" ve "cömertlik" gibi anlamları olan Türkçe "akı" kelimesinden geldiği de belirtilmektedir. Ahiliğin; İslam'ın ilk asırlarında ortaya çıkan genç sanatkâr ve zanaatkârların bir araya gelmesiyle oluşmuş "fütüvvet" anlayışının devamı olduğuna dair görüşler de vardır. Türklerin yerleşik hayata geçmelerinde özellikle esnaf arasında bir örgütlenme biçimi olarak fütüvvet benimsenmiş ve bu da "Ahilik" olarak ortaya çıkmıştır.

İslâm'ın ilk asırlarında ortaya çıkan ve daha çok genç kuşakları çeşitli yönleriyle yetiştirmeyi hedef olan "Fütüvvet Teşkilatı" uzun devirler Müslüman Türk gençliğine yön vermiş; bu gençliğin çeşitli mesleklerde yetişebilmeleri için gayret göstermiş ve Müslüman Türk gençliğinin mert, yiğit, atılgan, cömert ve becerikli insanlar olmalarını sağlamıştır. Bu teşkilâtlar manevi değerlerle ekonomiye dürüstlük getirmişlerdir. Fütüvvet kelimesi Arapça "fetâ" kelimesinden türetilmiştir. "Fetâ" ise "genç adam" demektir. Fütüvvet Teşkilâtı, bu nedenle genç sanatkâr ve zanaatkârların bir araya gelerek ve aralarından birini önder seçip oluşturdukları kurumdur.

Ahî Teşkilatı ise, Fütüvvet Teşkilatının Türkler tarafından geliştirilen ve özellikle Anadolu'da yayılmış bulunan bir şeklidir. Moğol istilası ve bazı iç isyanlar sebebiyle Müslüman Türklerin birliği bozulduğunda halk tedirgin olmuştur. İşte böyle sıkıntılı bir dönemde halkı birbirine sevdiren ve yeniden birliği kuran manevi liderler ortaya çıkmıştır. Mevlâna, Yunus Emre ve Ahi Evran da bunların ileri gelenleridir.

Fütüvvet ve Ahilik kurumları, İslam kültür ve uygarlığı içinde toplumsal, ekonomik, dinî ve ahlaki birçok yönden önemli roller üstlenmiştir. Ahilik, başlangıçta yardımlaşma, dayanışma ruhunu taşıyan, bozulmuş olan Anadolu birliğini ve toplumsal yapıyı yeniden kuran çok fonksiyonlu bir kurumdur. Ancak bu kuruluşun üyelerinin çoğunun esnaf olması, Ahiliğin sadece esnaf birliği olarak algılanmasına neden olmaktadır.

Ahilik kültürdür ve felsefesi; asırlardır esnaf, tüccar, sanatkâr ve çok çeşitli ticari işletmecilik yapan insanlara ilham kaynağı olmuştur. Ahilik; iş birliği içinde, mutlu iş ve hayat anlayışı; dürüst, sade, sakin, kendine has insani değerlere sabırlı bir yaklaşımdır. Bu anlamda Ahiliğin gayesi; zenginle fakir, üretici ile tüketici, emek ile sermaye, halk ile devlet arasında iyi ilişkiler kurarak sosyal adaleti gerçekleştirmek ve ahlaki bir toplum düzeni meydana getirmektir.

Çalışmayı, ibadeti ve dürüstlüğü bir bütün olarak ele alan, Ahilik, ahlak sahibi olmayan bir iş adamının asla başarıya ulaşamayacağını, ulaşsa bile bu başarının uzun ömürlü olmayacağını benimser. Ahilikte meslek ahlakı her şeyin üstünde tutulur, otokontrol (kendi kendini kontrol) sistemi mükemmel bir şekilde işlerdi. Bu Teşkilat zamanla birtakım değişikliklerle varlığını sürdürdü.

Osmanlı Devleti döneminde esnaf teşkilatı bir eğitim kurumu olarak kabul edilirdi. Ahilik Osmanlı'da lonca teşkilatı adıyla ve birkaç değişiklikle varlığını sürdürdü. Ahilikten farklı olarak lonca teşkilatına alınanlar, meslek eğitimlerini tamamlayarak "çırak", "kalfa" ve "usta" kıdemlerini alırlardı. "Ustalık Belgesi" ne, "icazet" denirdi ve icazet alanlar, iş yeri açabilirdi. Loncalar, 1912 yılında çıkarılan bir yasaya kadar varlığını sürdürmüştür.

Cumhuriyetin kurulması ile birlikte;

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile odalar ve borsalar, 15/3/1950 tarihli ve 7457 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5590 sayılı Kanun ile kurulmuştur (TOBB, özel sektörün Türkiye'de mesleki üst kuruluşu ve yasal temsilcisidir. TOBB 81 il 160 ilçeye yayılmış 365 oda ve borsanın (Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Ticaret ve Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odası ve Ticaret Borsası) üst kuruluşudur.).

Esnaf ve sanatkârların örgütlenmesinin başlangıcı olan 5373 sayılı Esnaf Dernekleri ve Esnaf Birlikleri Kanunu çıkarılmıştır.
1964 yılında yürürlüğe konulan 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanunu ile de esnaf ve sanatkârlar teşkilatı bugünkü yapısına kavuşmuştur. Bu teşkilat, 21 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu hükümleri doğrultusunda teşkilat, mensuplarına hizmet vermektedir.

 

Esnaf ve Sanatkârlar Odası; Kültür Bakanlığı, mülki amirler ve yerel yönetimlerin de katkısıyla Ahilik Kültürü Haftası Kutlamaları Yönetmeliği kapsamında her yıl Ahilik Kutlamaları yapılmaktadır.  

Ahilik Haftası aynı zamanda ülke genelinde Esnaf Bayramı olarak da kutlanmaktadır. Kutlama programları çerçevesinde illerde Ahilikle ilgili panel ve konferanslar düzenlenmekte, şenlikler yapılmakta, sergiler, fuarlar açılmaktadır. İllerden seçilen mesleğinde başarılı ve mesleğinin gerektirdiği ahlaki ilkelere sahip en genç, en yaşlı (kadın/erkek) esnaf ve sanatkârlarımıza çeşitli belge ile armağanlar verilmektedir. Konfederasyon ayrıca Ahiliğin merkezi kabul edilen Kırşehir'de, esnaf ve sanatkâr kuruluşları yöneticileri ile birlikte gerçekleştirilen Türkiye çapındaki büyük toplantıya da öncülük etmekte ve destek sağlamaktadır.

 Esnaf ve sanatkârların tarihinde önemli bir yer tutan Ahilik, gerek öz ve gerekse kurumları ile günümüzde hâlen yaşatılmaktadır. Bugün esnaf ve sanatkârlar açısından büyük öneme sahip olan Halk Bankası, Esnaf Kefalet Kooperatifleri, Bağ-Kur gibi kuruluşların kökeni Ahilik Teşkilatına dayanmaktadır. Bu nedenle esnaf ve sanatkârlar ve buna bağlı bağlantılı teşkilatlarda 41 yıldan beri "Esnaf Bayramı" kutlamaları büyük bir coşkuyla gerçekleştirilmektedir.

 


AHİ DUASI

 

YA RABBİ,

Cümlemizi darlıktan, bereketsizlikten, aldanmaktan ve aldatmaktan, hak yemekten, kul hakkına tecavüz etmekten muhafaza eyle! Bizleri açlık, yokluk, kıtlık, kuraklık, arazi ve semâvî musibetlerden koru! Kanaat etmeyi, gönlü zengin, gözü tok olabilmeyi, hayırda yarışmayı, veren el olmayı nasip eyle! Rızkımız gökte ise yere indir, yer altındaysa yeryüzüne çıkar, uzakta ise yakınlaştır, zorsa kolaylaştır. Rızkımızı temiz ve helâl eyle Allah'ım!

EY ALLAHIM,

Esnafımızı alırken satanı gözeten, satarken alanı gözeten, eksik ölçüp, yanlış tartmayan, doğru ve güvenilir kimselerden eyle! İsraftan, cimrilikten, azgınlıktan, korkaklıktan, acizlikten, tembellikten, ahlaksızlıktan, haddi aşmaktan sana sığınırız Ya Rabbi! Bizleri nefsine uyarak kötülük işleyenlerden eyleme, kesata uğratma!

Ey kâinata yön veren YÜCE RABBİMİZ,

Milletimizi ve vatanımızı her türlü afet ve musibetten koru. Devletimize ve milletimize birlik, dirlik ve düzen bahşeyle! Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda nasip eyle Ya Rabbi!

 

 

Ahiliğin Tarihsel Gelişimi

Ahiliğin İslam'ın ilk asırlarında ortaya çıkan genç sanatkâr ve zanaatkârların bir araya gelmesiyle oluşmuş olan "fütüvvet" anlayışının bir devamı olduğuna dair görüşler vardır. Fütüvvet, İslamiyet'in etkisiyle aşiret hayatından yerleşik hayata geçiş sürecinde Arap toplumunda "misafirperverlik", "cömertlik", "yiğitlik" gibi anlamlara karşılık gelir. Türklerin yerleşik hayata geçmelerinde özellikle esnaflar arasında bir örgütlenme biçimi olarak fütüvvet benimsenmiş ve bu da "Ahilik" olarak ortaya çıkmıştır.

13. yüzyılda Anadolu'da kurumsallaşmaya başlayan Ahilik, İslam inancıyla Türk örf ve adetlerinin sentezi sonucu oluşan bir düşünce sistemidir. Ahilik, 13. yüzyıldan itibaren Asya'dan Anadolu'ya gelip yerleşen Müslüman Türklerin yeni topraklarda hayatlarını devam ettirebilmeleri için gerekli maddi ve manevi ortamı oluşturabilmeleri için fütüvvet teşkilatını yeniden canlandırmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.  

Bazı araştırmalar Ahiliğin, Kırşehir'de filizlendiğini göstermektedir. Başka bir kaynağa göre ise Bağdat'ta büyük üstatlardan ders alan Ahi Evran, Arapların kurduğu Fütüvvet Teşkilatı'ndan etkilenerek 1205'te Anadolu'ya gelmiş ve kısa bir süre sonra da Kayseri'de Ahilik Teşkilatı'nı kurmuştur.

13-12-2020
 

Ahilikte ekonomi bir araç olarak görülmüş, bu aracın amaç hâline getirilmesine izin verilmemiştir. Bu nedenle mal, servet ve kazanç için çalışmak hiçbir zaman kendi başına bir anlam taşımamıştır. Ahi kültüründe kişilerin kendi emekleri ile geçinmeleri ve kimseye muhtaç olmamaları esastır.

Ahi çalışmayı da ibadet sayar. Bu nedenle ekmek teknesi kutsal bir alan olarak kabul edilir. Ahinin işyeri hak kapısıdır. Bu kapıdan hürmetle girilir, saygı ve dürüstlükle çalışılır, helalinden kazanılır, helal yerlere ve kararınca harcanır. Ahilik; malına değerinden fazla fiyat isteme, zenginleşme hırsıyla ticaret yapma gibi haram yollara müsaade etmez.

            Ahide Olması Gereken Meziyet: Güven verme / Sözünden dönmeme

 

            EBU HANİFE'NİN TİCARETTEKİ DÜRÜSTLÜĞÜ

            Büyük bir ilim adamı olan Ebu Hanife aynı zamanda kumaş ticaretiyle uğraşan esnaftır. Bir akşamüstü dükkânına iki müşteri gelir. Kumaş toplarından birini beğenirler fakat kumaşları ancak sabah alabileceklerini, parasını da sabah ödeyeceklerini söyleyerek oradan ayrılırlar. Sabah olunca dükkâna erkenden gelen başka bir müşteri tezgâhın üzerindeki kumaşı beğenir ve almak ister. Ebu Hanife:

            "Bu kumaş satıldı. Siz başka bir kumaşa bakın." diyerek adamın isteğini geri çevirir.

            Ancak adam o kumaşa iki kat para vereceğini, almak istediğini söyler. Ebu Hanife, tekrar "Bu kumaş satıldı." diyerek teklifi reddeder. Müşteri ısrarcıdır ve bu defa kumaş için değerinin üç katı para teklif eder. Bunun üzerine Ebu Hanife:

            "İsterseniz değerinin yüz katını verin, yine de bu kumaşı size veremem. Çünkü ben bu kumaşı başka müşteriye sattım, sözümden dönemem." diyerek adamın isteğini geri çevirir.

            "Tüccarlar kıyamet günü günahkâr olacaklardır. Ancak dürüst ve doğrulukta bulunanlar müstesna (hariç)..."

 

 

Hz. Muhammed (SAV) ve Ahilik

 

Hz. Muhammed (SAV) Ahilik geleneğinde tüccarların piri olarak kabul edilirdi. 12 Rebiyülevvel (20 Nisan 571)'de Mekke'de doğdu. Hem baba hem de anne tarafından Kureyş kabilesine mensuptur. Babası Abdullah, annesi Âmine, dedesi ise Abdülmuttalib'tir. Babası, o henüz dünyaya gelmeden vefat etti. Dört yaşına kadar sütannesi Halime'nin yanında kaldı. Altı yaşında annesini, sekiz yaşında da dedesini kaybetti. Dedesinin vefatı üzerine yirmi beş yaşına kadar ona, bir tüccar olan amcası Ebu Tâlib baktı. Dokuz veya on iki yaşında iken ticaret maksadıyla amcasıyla birlikte Suriye'ye gitti. On dört yirmi yaşları arasında kabilesiyle birlikte Ficâr savaşlarına, hemen ardından da büyük ölçüde bu savaşlar nedeniyle bozulan düzeni yeniden tesis etmek amacıyla kurulan Hilfü'l-fudûl cemiyetine katıldı. Hz. Muhammed (SAV), kumaş ve tahıl ticareti yapan Ebû Tâlib'e yardım ederek ticarete başladı. Amcasının yaşlandığı yıllarda da bu faaliyetlerini sürdürdü ve Mekkeli bir kişiyle ortak oldu. Bu dönemde ticaret amacıyla seyahatler etti. Böylece Arabistan'ın çeşitli yerlerinde yaşayan insanları yakından tanıma, onların dil ve lehçelerini, dinî, siyasi ve sosyal durumlarını öğrenme imkânını elde etti.

Çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve hak severliğinin yanı sıra ticaret hayatında güvenilirliği sebebiyle "Muhammedü'l-emîn" unvanıyla anıldı. Ticari seyahatlere katılma teklifleri almaya başladığı sıralarda Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Peygamber (SAV), amcası Ebu Talib ile gittiği Busra seferinden sonra peygamberliğine kadar geçen dönemde ticaretle uğraştı. Ancak hiçbir zaman doğruluk ve dürüstlükten ayrılmadı. Peygamberlikten sonra da ticari hayatın içinde yer aldı. Yerini bizzat tespit ettiği Medine Pazarı'nda ticari faaliyetin meşru sınırlar içinde gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri aldı. Ticaretle ilgilenmesinin sebebi geçimini sağlamaktı. Zenginlik ve servet biriktirmek gibi bir amacı yoktu.

Hz. Muhammed (SAV), 632 yılının hac mevsiminde 120.000'ni aşkın Müslüman'ın katıldığı veda haccında, hac ibadetini uygulamalı olarak yerine getirdi. İslam dininin tamamlandığına dair ayet de bu hac esnasında indi. Hz. Peygamber (SAV) burada, mesajının özeti mahiyetinde olan; tevhid, Allah'a itaatin gerekliliği, emanete riayet, faizin yasaklanması, can, mal ve ırz güvenliği, kan davalarının kaldırılması, eşlerin birbirleri üzerindeki hakları, müminlerin kardeş oldukları ve iç çekişmelerden sakınmaları gibi konulara değinmiştir. Veda haccından sonra Medine'ye döndü.

  

Ahide Olması Gereken Meziyet: Sözünde ve özünde adaletli olma

 

GÖREV BİLİNCİ

Osmanlıların ilk Şeyhülislamı Molla Fenari (1350-1431) Şeyhülislam olmadan önce Bursa kadısı idi. Onun kadılığı sırasında bir adam pazardan at satın alır. Fakat alışverişin hemen arkasından atın hasta olduğunu fark eder. Atı geri vermek ister ama satın aldığı adam zorluk çıkarır, atın hastalığını kabul etmez diye önce kadıya gidip resmî kanaldan işi sağlama bağlamak ister. Mahkemeye gittiğinde Kadı Molla Fenari'yi yerinde bulamaz. İşini ertesi güne bırakır. Fakat at, o gece ölür. Adam ertesi gün olanları kadıya anlatır, mağdur olduğunu, ne yapması gerektiğini sorar.      Molla Fenari:

            "Senin zararını ben ödeyeceğim." der. Adam hayretle kadıya bakar:

            "Niçin siz ödeyeceksiniz? Konuyla hiçbir ilginiz ve suçunuz yok ki..."

            Molla Fenari:

"Evet, öyle görünüyor ama aslında benim de suçum büyük. Eğer sen dün makamıma geldiğinde ben yerimde olsaydım, olaya müdahale eder, atı geri verdirir, paranı iade ettirirdim. At da sahibinin elinde ölmüş olurdu. Bu imkân şimdi yok oldu. Senin zararına benim makamımda bulunmayışım sebep olduğu için zararını ben ödeyeceğim." der ve zararı öder.

 

 

13-12-2020
 

            Ahide Olması Gereken Meziyet: Çalışmanın da bir ibadet olduğunu unutmama
 

ALLAH DER ÇALIŞIRIZ

Birkaç derviş Konya'da Hz. Mevlânâ'nın yanına giderler ve:

"Siz Mevleviler ne yaparsınız yâ Hz. Mevlânâ?" diye sorarlar. Mevlânâ "sema" yaptıklarına işaretle:

"Allah der, döneriz." der.
 

Dervişler Konya'dan Sulucakarahöyük'e gelerek Hacı Bektaş-ı Velî'ye, Mevlânâ'ya sordukları soruyu ve Mevlânâ'nın cevabını hatırlatarak:

"Peki, siz ne yaparsınız?" diye sorunca Hünkâr:

"Biz bir kere "Allah" deyince bir daha dönmeyiz." diyerek kinayeli bir cevap verir.
 

Oradan Kırşehir'e geçen dervişler Ahi Evran sultanı bulurlar. Ona da Mevlânâ ve Hacı Bektaş'la olan konuşmalarını anlattıktan sonra aynı soruyu yöneltirler. Ahi Evran şöyle der:

"Biz, 'Allah' deyip çalışırız."
 

 

Ahilik İlkeleri

Bir Ahinin, bu kuruma kabul edilebilmesi için birtakım şartları kabul etmesi gerekirdi. Bu şartlarla yaşaması, bu kuralların dışına çıkmaması gerekirdi. Hemen hemen bütün fütüvvetnâmelerde yer alan "Ahinin açık ve kapalı olması gereken" özellikleri şunlardır:

Açık olanlar

 Ahinin eli açık (cömert),

Kapısı açık (konuk sever),

 Sofrası açık olmalıdır (İkramdan kaçınmamalıdır.).

 

Kapalı olanlar

 Ahinin gözü kapalı (Kimseye kötü gözle bakmamalı, kimsenin ayıbını araştırmamalıdır.),

 Beli kapalı [Kimsenin ırzına, namusuna, haysiyet ve şerefine tasallut (saldırgan) etmemelidir.],

Dili kapalı olmalıdır (Kimseye kötü söz söylememelidir.).

Bunun dışında ahinin uyması gereken başka kurallar da vardır:

Ana babaya iyilik ve ihsanda (iyilik, bağışlama) bulunup yakın akrabayı ihmal etmemek,

 Arkadaşlarına ve komşularına iyi davranmak,

 Riyayı (ikiyüzlülük) terk etmek,

 Büyüklere karşı hürmetli olmak,

 Suçları affetmek,

 Kendisinden aşağıda bulunanlara şefkatli davranmak,

 Sözünde ve içinde adaletli olmak,

 Hüsnüzan (iyi niyet) etmek,

 İyi huylu ve güzel ahlâklı olmak,

 İşinde ve hayatında doğru, güvenilir olmak,

 Sözünde ve sevgisinde vefalı olmak, sözünü bilmek,

Hizmette ve vermede ayırım yapmamak,

 Yaptığı iyilikten karşılık beklememek,

 Güler yüzlü ve tatlı dilli olmak,

 Hataları yüze vurmamak,

 Dostluğa önem vermek,

 Kötülük edenlere iyilikte bulunmak,

 Hiç kimseyi azarlamamak, dedikoduyu terk etmek,

 Komşularına iyilik etmek,

 Daima samimi davranmak,

Başkasının malına hıyanet etmemek,

 Sabır ehli olmak,

 Cömert, ikram ve kerem sahibi olmak,

 Daima hakkı gözetmek,

 Öfkesine hâkim olmak,

 Suçluya yumuşak davranmak,

 Sır saklamak, gelmeyene gitmek,

 Dost ve akrabayı ziyaret etmek,

 İçi, dışı, özü, sözü bir olmak,

 Kötü söz ve hareketlerden sakınmak,

 Maiyetindekileri korumak ve gözetmek,

 Makam ve mevki sahibi iken mütevazı olmak, güçlü ve kuvvetli olunca affetmek,

 İkramda ve iyilikte bulununca başa kakmamaktır.

13-12-2020 13-12-2020
 

 Ahiliğin Görgü Kuralları

Ahilik kurumundaki eğitiminin asıl amaçlarından biri de ferdi sosyalleştirerek şahsiyetli ve üstün insan hâline getirmektir. Bireyin sosyalleşmesi için gerekli kabul edilen ve "görgü kuralları" olarak ifade edilen bütün kuralları, Ahi zaviyelerinde, Ahi örgütü üyelerine kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu kuralların bireye benimsetilmesi için cumartesi akşamları zaviyelerde dersler verilmiş ve uygulanması mümkün olanlar uygulanmıştır. Fütüvvetin ancak bu kurallarla tamam olabileceği beyan edilmiş ve "Nefs terbiyesi ders terbiyesinden hayırlıdır." hadisi esas alınarak kurallar benimsetilmeye çalışılmıştır.

Aslında görgü kuralları yürürken hasta ziyaret ederken, pazardaki, misafirlikteki, eve girerkenki edep vb. 700'den fazladır ve tek tek sayılarak ahîye öğretilmeğe çalışılmıştır. Ahilik eğitimi, ferdin bütün gün (24 saat) yapacağı işleri ve yerine getirmesi gereken davranışları kapsamayı hedeflemiştir. Böylece birey, düzenli bir eğitimle, yaratılış amacına uygun şekilde hareket eden olgun bir kişiliğe kavuşturulmuş olacaktır.

 

Ahilikte bireyin tavır ve davranışları hâline getirilmek istenen görgü kuralları şu şekilde sıralanabilir:

Su içmekle ilgili edepler

 Bardağı (tası) iki eli ile tutmak

 Dinlene dinlene içmek ve bitirmek

 Dökmemek

 

Evden çıkmaktaki edepler

 Çıkarken sol ayakla çıkmak

 Neşeli çıkmak

 Endişeli çıkmamak

 Çıkarken yukarıya bakmamak

 

Söz söylemekteki edepler

 Sert konuşmamak (ağızdan bir şey sıçramaması için)

 Konuşurken sağa sola bakmamak

 Sen, ben değil de siz, biz olarak hitap etmek

 El kol hareketleri ile bir şeyi ifade etmemek

 

Mahallede

 İşi olmadıkça mahallede gezmemek

 Karşıdan gelene yakın olmak

 Açık kapı ve pencerelerden bakmamak

 Çocuklara uymamak

 

Ahide Olması Gereken Meziyet: Hayata olumlu tarafından bakıp sabırlı olma
 

            TUZ ve SU

 

            Yaşlı usta, çırağının her şeyden sürekli şikâyet etmesinden bıkmıştır. Bir gün çırağını tuz almaya gönderir. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar.

            "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle:

            "Acı." diye yanıt verir.

            Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sorar:

            "Tadı nasıl?"

            "Ferahlatıcı" diye yanıt verir genç çırak.

            "Tuzun tadını aldın mı?"

            "Hayır" diye yanıtlar çırak.

            Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve: "Hayattaki acılar tuz gibidir, ne az ne de çoktur. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."


AHİ DUASI

 

YA RABBİ,

Cümlemizi darlıktan, bereketsizlikten, aldanmaktan ve aldatmaktan, hak yemekten, kul hakkına tecavüz etmekten muhafaza eyle! Bizleri açlık, yokluk, kıtlık, kuraklık, arazi ve semâvî musibetlerden koru! Kanaat etmeyi, gönlü zengin, gözü tok olabilmeyi, hayırda yarışmayı, veren el olmayı nasip eyle! Rızkımız gökte ise yere indir, yer altındaysa yeryüzüne çıkar, uzakta ise yakınlaştır, zorsa kolaylaştır. Rızkımızı temiz ve helâl eyle Allah'ım!

EY ALLAHIM,

Esnafımızı alırken satanı gözeten, satarken alanı gözeten, eksik ölçüp, yanlış tartmayan, doğru ve güvenilir kimselerden eyle! İsraftan, cimrilikten, azgınlıktan, korkaklıktan, acizlikten, tembellikten, ahlaksızlıktan, haddi aşmaktan sana sığınırız Ya Rabbi! Bizleri nefsine uyarak kötülük işleyenlerden eyleme, kesata uğratma!

Ey kâinata yön veren YÜCE RABBİMİZ,

Milletimizi ve vatanımızı her türlü afet ve musibetten koru. Devletimize ve milletimize birlik, dirlik ve düzen bahşeyle! Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda nasip eyle Ya Rabbi!

 

 

Ahiliğin Tarihsel Gelişimi

Ahiliğin İslam'ın ilk asırlarında ortaya çıkan genç sanatkâr ve zanaatkârların bir araya gelmesiyle oluşmuş olan "fütüvvet" anlayışının bir devamı olduğuna dair görüşler vardır. Fütüvvet, İslamiyet'in etkisiyle aşiret hayatından yerleşik hayata geçiş sürecinde Arap toplumunda "misafirperverlik", "cömertlik", "yiğitlik" gibi anlamlara karşılık gelir. Türklerin yerleşik hayata geçmelerinde özellikle esnaflar arasında bir örgütlenme biçimi olarak fütüvvet benimsenmiş ve bu da "Ahilik" olarak ortaya çıkmıştır.

13. yüzyılda Anadolu'da kurumsallaşmaya başlayan Ahilik, İslam inancıyla Türk örf ve adetlerinin sentezi sonucu oluşan bir düşünce sistemidir. Ahilik, 13. yüzyıldan itibaren Asya'dan Anadolu'ya gelip yerleşen Müslüman Türklerin yeni topraklarda hayatlarını devam ettirebilmeleri için gerekli maddi ve manevi ortamı oluşturabilmeleri için fütüvvet teşkilatını yeniden canlandırmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.  

Bazı araştırmalar Ahiliğin, Kırşehir'de filizlendiğini göstermektedir. Başka bir kaynağa göre ise Bağdat'ta büyük üstatlardan ders alan Ahi Evran, Arapların kurduğu Fütüvvet Teşkilatı'ndan etkilenerek 1205'te Anadolu'ya gelmiş ve kısa bir süre sonra da Kayseri'de Ahilik Teşkilatı'nı kurmuştur.

13-12-2020
 

Ahilikte ekonomi bir araç olarak görülmüş, bu aracın amaç hâline getirilmesine izin verilmemiştir. Bu nedenle mal, servet ve kazanç için çalışmak hiçbir zaman kendi başına bir anlam taşımamıştır. Ahi kültüründe kişilerin kendi emekleri ile geçinmeleri ve kimseye muhtaç olmamaları esastır.

Ahi çalışmayı da ibadet sayar. Bu nedenle ekmek teknesi kutsal bir alan olarak kabul edilir. Ahinin işyeri hak kapısıdır. Bu kapıdan hürmetle girilir, saygı ve dürüstlükle çalışılır, helalinden kazanılır, helal yerlere ve kararınca harcanır. Ahilik; malına değerinden fazla fiyat isteme, zenginleşme hırsıyla ticaret yapma gibi haram yollara müsaade etmez.

            Ahide Olması Gereken Meziyet: Güven verme / Sözünden dönmeme

 

            EBU HANİFE'NİN TİCARETTEKİ DÜRÜSTLÜĞÜ

            Büyük bir ilim adamı olan Ebu Hanife aynı zamanda kumaş ticaretiyle uğraşan esnaftır. Bir akşamüstü dükkânına iki müşteri gelir. Kumaş toplarından birini beğenirler fakat kumaşları ancak sabah alabileceklerini, parasını da sabah ödeyeceklerini söyleyerek oradan ayrılırlar. Sabah olunca dükkâna erkenden gelen başka bir müşteri tezgâhın üzerindeki kumaşı beğenir ve almak ister. Ebu Hanife:

            "Bu kumaş satıldı. Siz başka bir kumaşa bakın." diyerek adamın isteğini geri çevirir.







FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI