|
Tweet |
Kocaeli merkezli olarak 1999’da meydana gelen 7.4 şiddetindeki Marmara Depremi’nin üzerinden 24 yıl geçerken, o dönem yaşanan acziyetler nedeniyle oluşan acılar hala taze
18 bin 373 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 48 bin 901 kişinin yaralandığı, 285 bin 211 ev, 42 bin 902 iş yerinin tahrip olduğu deprem felaketinde, Bülent Ecevit başbakanlığındaki hükümet de enkaz altında kalmıştı. Devletin mağdurların yanında duramadığı afette 3 gün boyunca müdahalede bulunulamamıştı.
Gece saatlerinde yaşanan 1999 depreminde Marmara adeta yıkılırken dönemin başbakanı Ecevit, Ankara’daki evinde uyuyordu. Depremin yaşandığını sabah vakitlerinde öğrenen Ecevit’in bu durumunu yardımcıları, “Uyandırmaya kıyamadık” ifadesiyle savunmuştu.
Saat 5’te uyandırılan Bülent Ecevit, İstanbul’daki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile ancak saat 7:30’da temas kurulabilmişti.
Mehmet Ali Birand’ın sunduğu 32. Gün adlı belgeselin Gölcük Depremi ile ilgili bölümünde bu duruma şöyle değinildi:
“Başbakan depremi çok geç öğrenmişti. Nedeni de yardımcıları başbakanı uyandırmaya kıyamamışlardı. Ama her şey çökmüştü. İletişim, karayolları, demiryolları, yani bölgenin altyapısı resmen açıkça çökmüştü. Ülkenin başkentinin Marmara Bölgesi ile bağlantısı kesilmişti. Ankara karanlıkta kalmıştı.”
Bülent Ecevit’in 6 saat sonra yaptığı basın açıklaması esnasında, arkasında konumlanan danışmanların gülüşmeleri kameralara yansımıştı. Devlet ciddiyetinin ayaklar altına alındığı görüntüler yürekleri sızlatmıştı.
Marmara gibi ulaşım ağının en yüksek olduğu bir bölgede yaşanan depremde 48 saat boyunca yetkililer yerinden kıpırdamadı. Dönemin devlet yetkilileri, ulaşım olarak Ankara’ya çok yakın olan İstanbul, Sakarya, Yalova, İzmit, Bursa gibi kentlere ziyaret yerine oturdukları yerde ellerinde telsizlerle kapalı kapılar arkasında süreci idare etmeye çalıştı.
Ecevit, deprem bölgesine yaptığı ziyaret sırasında ise şu acı itirafı dillendirdi:
“Bütün devlet kuruluşlarına sesleniyorum. Şurada bulunduğum yerden telefonla Ankara’ya gereken direktifleri verebilme olanağım yok. Acı da olsa bu gerçeği bilmek zorundayız.”
Hastaneler yerine yaralılar ya sokak ortasında yada kuytu köşelerde tedavi edildi.
Enkazdan kurtarılan bir hastanın kopan bacağı tedaviyle dikilmek yerine, hastanın yanında bekletildi.
Başbakan Ecevit, bölgeye ziyareti sırasında açık alanda adeta çimen üzerinde yatırılan hastaların başında kameralara poz verdi.
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de aynı şekilde günler sonra ziyaret ettiği deprem bölgesinde, yerde tedavi edilen afetzedeleri ziyaret etmişti.
1999 depreminde yaralılar yerlere yatırıldığı gibi, tıbbi müdahalede kullanılacak ilaçlar da yine yerlerde, limon kasalarının üzerinde muhafaza edilmişti.
Dönemin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, 1999 depremindeki devletin acziyetini şu sözlerle tarihe not düştü:
“Sivil savunma hizmetlerimiz aksamıştır. Kurtarma işlerimiz yetersiz kalmıştır. Müteahhitlerimiz malzemeden çalmıştır. İmar düzenimiz laçkadır. Hepsinde gerçek payı var.”
Ecevit, Ankara’dan yaptığı açıklamada, telefon bağlantısı kurulamadığı için birçok noktadan haber alamadıklarını söylemişti. Ecevit, “Kaç merkezde kriz merkezi oluşturuldu” sorusuna net cevap verememişti. Ecevit’in ifadeleri şöyleydi:
“Çok ağır bir depremin yer aldığı anlaşılıyor. Birçok yerle telefon bağlantısı kolay kurulamadığı için, bazı yerlerle hiç kurulamadığı için henüz yeterince ayrıntılı bilgi alabilmiş durumda değiliz. Fakat depremin özellikle Kocaeli ve Sakarya’da yoğunlaştığı, İstanbul’da büyük ölçüde etkili olduğu anlaşılıyor. Ayrıca civar illerde hasar var. Hasarın boyutları henüz yeterince tespit edilebilmiş değil. Çalışmalar ortalık aydınlandıktan sonra ve iletişim olanakları sağlandıktan sonra yoğunlaşmaya başladı. Haber aldıkça sizleri bilgilendireceğiz.”
1999’daki depremde Kızılay Başkanı Kemal Demir, Ankara Otel’deki odasından çıkmayarak gelişmeleri televizyondan takip etti.
Kızılay, 1998 yılında toplamda 55 trilyon gelir sağlamıştı. Bu rakamın yalnızca yüzde 5’ine denk gelen 2 trilyon 750 milyon liralık kısmını ise afetler için ayırmıştı. Bu yüzden sadece Adapazarı’na 100 bin çadır gerekirken, yağmur altındaki deprem bölgesine 2. Dünya Savaşı'nda kullanılan nitelikte 26 bin adet çadır gönderebildi. Gelen eleştiriler de, “Hükümetten çadır bezi istiyoruz” açıklamasıyla geçiştirildi.
Kızılay'ın bölgeye gönderdiği çadırlar çürük çıktı.
Kızılay, deprem bölgesinde defin için afetzedelerden 70 milyon lira aldı. Kızılay depremzedelere kefeni, mezar tahtasını, hatta tabutu bile parayla sattı.
Kızılay Yalova Şube Başkanı Vasfi Kalender, yardım yapmak yerine felaketzedelerin sırtından para kazandığını itiraf ederek, “Genel merkezin yıllardır yaptığı uygulama gereği parayla sattım” dedi.
1999 depremi sonrasında mağdurların su ve elektrik çağrısını Sağlık Bakanı Osman Durmuş “Tuvaletinizi camiye yapın, duşu denizde alın” sözleriyle cevapladı. Durmuş, şunları söyledi:
“Tuvalet yok diyorlar. Arkama dönüp baktığımda arkalarındaki sokak denize açılan bir sokak, plaj. Duş yok diyorlar. Benim insanım plaja girer yıkanır. Karşılarında cami var, kocaman WC yazıyor. Efendim ‘kirli’ diyorlar. Siz kullandığınız tuvaleti temiz tutmayı bilmiyorsunuz. Sağlık bakanı gelip tuvalet mi temizleyecek?”
Yaklaşık 1 yıl boyunca çadırlarda kalan depremzedeler, zorlu kış şartlarında çamur deryası içindeki çadırlarda adeta sefaleti yaşadı. Evlere "Allah rızası için su getirin" yazıları asıldı.
1999’daki Marmara Depremi’nde devlet, depremin oranını bile ölçemedi. Kandilli Rasathanesi depremin şiddetini 6,7 olarak açıkladı. Avrupalı uzmanlar depremin büyüklüğünü 7,4 olduğunu belirlediğinde Kandilli de kendi rakamında revizyona gitti.
Resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı, depremi 3 saat sonra duyurabildi. AA, ölü sayısını ilk haberinde “3” olarak kayıtlara geçti.
Hazineden Sorumlu Bakan Recep Önal, IMF’den alınan afet yardımı parası ile memur ve işçinin maaşını ödediklerini söyledi.
Aradan geçen 24 yılda Türkiye, deprem felaketleri karşısında çaresiz kalan değil, güçlü bir şekilde vatandaşlarının yanında duran bir ülke konumuna geldi.
6 Şubat'ta yaşanan ve 11 ilde benzeri görülmemiş büyük bir yıkıma yol açan deprem felaketi sonrasında devlet ilk andan itibaren depremzedelerin yardımına koştu. Devlet tüm kurumlarıyla seferber oldu.